Kurumsallar Internet’in neresinde? Modern çağın sır kuyuları: Site İletişim Formları!!!

Gökhan Toka tarafından May 12, 2009 tarihinde Internet, Internet Marketing konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Çoook eski bir Anadolu öyküsüdür Midas’ın öyküsü. Frig kralı Midas’ın kulaklarının eşşek kulağı olduğunu gören vatandaş, içini yakıp kavuran bu bilgiyi kimlere söyleyeceğini bilemez. Ne de olsa Midas ülkenin kralıdır; hakkında yapılacak en ufak dedikodu vatandaşlara yol su elektrikten ziyade kötü sonuçlar olarak dönebilir. Bu bilgiyi tek başına taşıyamayan adamcağız, en sonunda bir kuyuya haykırır: “Midas’ın kulakları eşşek kulaklarııııı!”.

Sizin de vaktiyle işleyip, suçluluk psikolojisiyle yıllardır huzurunuzu kaçıran bir suçunuz, kimselere söyleyemediğiniz ama bir yandan da söylemek için yanıp tutuştuğunuz içinizi kavuran çok özel bir sırrınız varsa, ne mutlu size ki artık şehrin göbeğinde fıldır fıldır kuyu aramak zorunda değilsiniz. Bunun yerine açın Internet’i, girin en büyük firmalarımızdan birinin günde onbinlerce kez ziyaret edilen web sitesine. Açın oradaki iletişim formunu… Ve yazın: “Geçen yaz birini öldürdüm, adım bu, adresim bu, telefonum bu, TC kimlik numaram bu!” Ohhh… Artık rahat bir nefes alabilirsiniz. Hukuki sonuçlarına katlanmak zorunda kalmadan işte sırrınızı açıkladınız ve rahatsınız. Bu gönderdiğiniz mesajı hiççç kimsecikler okumayacak, okusa da kılını kıpırdatmayacak çünkü.

Neden mi? Çok basit: Bir şirketin amacı para kazanmaktır. Yaptığı her faaliyet bunun içindir. Siz eğer, söz konusu kurumsal firmanın web sitesindeki iletişim formuna “sizden şu ürününüzü satın almak istiyorum”, veya “şu ürünlerinizi satın almakla ilgileniyorum” diye yazıp da herhangibir şekilde, herhangibir kanaldan, herhangibir zamanda yanıt alamıyorsanız demek ki cinayet itirafınıza %1500 cevap alamayacaksınız. Ne de olsa sizin cinayetiniz söz konusu firmaya para kazandırmayacak ya da kaybettirmeyecektir. Söz konusu firmaya para kazandıracak taleplerinizi bile dikkate almayan söz konusu firma, cinayet itirafınızı kesinlikle umusamaz da ondan!

Şimdiye kadar birçok dev kurumsal firmamızın web sitelerinde sayısını bilmediğim kadar çok iletişim formu doldurdum. Ancak ne hikmetse, ölçeği ne olursa olsun yabancı bir firmanın web sitesinde doldurduğum iletişim formlarına anında dönüş almama rağmen, Türkiye’deki büyük kurumsal firmalardan geri dönüş alamadım:

Garanti Bankası: Internet bankasının “Sigorta” bölümünde sigorta yaptırmak istediğimi belirttim. Arayan soran olmadı…
Koç Net Biri ADSL: Biri ADSL almak istediğimi belirttim. Arayan soran olmadı.
Citibank: Hizmetlerinden yararlanmak istediğimi belirttim. Arayan soran olmadı.
Yurtiçi Kargo: Kendileriyle çalışmak istediğimi belirttim. Arayan soran yok.
Türk Telekom: Ne olduğunu söylemeye zaten gerek yok…

Şimdiye dek sadece tek bir firmadan iletişim formu dönüşü aldım: Kariyer.Net. Onlardan da teklif istemiştim. Göndereceğiz demelerine rağmen göndermediler. Bu durum da ne derece iyidir doğrusu bilemedim. Şimdiye dek, iletişim formu testini geçebilen hiçbir kurumsal firma olmadı. Buna karşılık KOBİ’lerin web sitelerindeki iletişim formlarını doldurduğunuzda büyük olaslıkla geri dönüş alırsınız. KOBİ’lerin Internet’i daha doğru ve daha akıllıca kullandıklarını düşünüyorum. Kurumsallar ise, Internet pazarlamasında feci halde sınıfta kalmış durumdalar. Şu en basit, en temel Internet pazarlaması iletişimi operasyonununu bile yönetemedikten sonra Internet’de dünyaları yönetseler ne olur!

Kurumsalların kulakları eşşek kulakları… :)

Boş vaktiniz varsa Drupal’le heba edin! Açık kaynak CMS çılgınlığında son nokta!

Gökhan Toka tarafından May 7, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Çok sayıda blogum var. Aralarına sürekli yenilerini ekliyorum. Blog yazarlığına aktif olarak ilk kez adım attığım 2006′da açtığım ve Blogger’da tuttuğum birkaç blog hariç tüm bloglarım Wordpress altyapısını kullanıyor. Bunun böyle olması da bana göre Wordpress’in kolay kullanımı, dokümentasyonunun iyi olması, PHP ve CSS’in kolayca değiştirilebilmesi, çok sayıda - her amaca uygun - kolay uygulanabilir eklentisinin olması, kullanıcı desteğinin sağlam olması…

Geçtiğimiz aylarda, en iyi blog ödüllerine de aday olan bir blogun sahibinden bir mail aldım. Joomla’da tuttuğu blogunu benimkilerden birinin altında birleştirmek istiyordu. Buna karşılık blogumun platformunu Joomla’ya taşımamı istiyordu. Bu teklifi reddettim. Nedeni, tek bir site için Joomla öğrenmek ve bakım maliyetlerine katlanmak istemememdi. Joomla’nın kendi sitesinde bir admin demosunun olması ve bu demoyu kullanmış olmamın da bunda payı vardı tabi… ;)

Wordpress’in belki de tek dezavantajı tasarım anlamında diğer açık kaynak CMS örneklerine göre biraz basit kalması. İşte bu yüzden, iyi bir tasarıma sahip olmasını istediğim bir web sitesi projem için, birkaç örneğini gördüğüm Drupal’i denemeye karar verdim. Uygulamanın demosu olmadığı için de kafadan FTPye yükleyip kurarak çalışmaya başladım… Aslında çalışmaya başlayamadım desem daha doğru olur, çünkü Drupal çalışmak isteyen insanları sevmiyordu :)

Uygulamanın admin modülündeki her component adeta birer küçük kabus gibiydi. Tam da hoşlanmadığım biçimde, her şey modüler, her şey oyuncak gibi, her şey sınırlandırıcı. Drupal, kullanıcıları üzerinde vaktiyle bir anket yapmış ve onların IQ seviylerini ölçmüş, buna göre de ortalama bir fonksiyonalite ve arayüz sağlamış gibiydi. Bunun dışına nasıl taşılacağı belli değildi. PHP kodunu ve CSS kodunu admin arayüzünden değiştirebilme olanağı yoktu. En basit işlemin nasıl yapılacağı (örnek: gönderiye bir resim eklemek!!!) belli değildi, yazı post etme arayüzü üzerinde bunu sağlayacak opsiyonlar yoktu. Dahası bu en basit işlemleri bile nasıl yapacağınızı araştırdığınızda web’den sonuç elde edemiyordunuz. Dokümentasyon seviyesi yerlerde geziyordu.

Ancak belki de en şaşırtıcı olan Drupal eklentileriydi. Ortalama bir CMS’den bekleyebileceğiniz en basit fonksiyonalite için bile bir eklenti yüklemeniz gerekiyordu. Bunu insan bir yere kadar kabul edebilir; ama eklentileri yükledikten sonra da fonksiyonaliteye ulaşılamamış olması çok şaşırtıcıydı. Internette bir Drupal eklentisinin nasıl yükleneceği ile ilgili tonlarca makale okunduktan, yönergelere aynen uyulup da yine de elde var sıfır olduktan sonra nihayet sağolsun, desteği Drupal kullanıcısı olan bir iş arkadaşımdan aldım. Meğer neymiş ! Eklentiyi yükleyip aktif hale getirdikten sonra, Drupal’e bu eklentiyi çalıştırmaya izin ver komutu vermek gerekiyormuş! Aman ne güzel! Demek ki Microsoft, şaşırtıcı sistemi Vista’yı tasarlarken Drupal’den çok ilham almış.

En son iki hafta uğraştıktan ve Drupal’de son derece basit sitemin tasarımını belli ölçüde yoluna soktuktan sonra, yeni bir eklenti yükleyip bir de bazı sayfaları diğerlerine redirect etmek istedim. Bu da iki haftalık emeğin puff diye söndüğü ve Drupal’in kendi kendini imha ettiği, her sayfanın baştan ayağa beyaza büründüğü bir sonsuz mutluluk atmosferi yarattı. Bu işlemi yapabilmek için de bir eklenti yüklemem gerekmişti ve o eklenti de kimbilir hangi diğer eklentiyle çakıştığı için site artık kullanılamıyordu.

Ne diyelim, sağlık olsun. Benim tavsiyem, kaybedecek gani gani vaktiniz varsa Drupal size istediğiniz atmosferi gani gani sağlayabilir. Hayata temiz bir sayfa açmak isteyen açık kaynak CMS tutkunlarına tavsiyem: Drupal (bir dur bir düşün öyle al)

Sabit Numara Taşıma

Gökhan Toka tarafından May 5, 2009 tarihinde Uncategorized konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Sabit numara taşınabilirliğine sayılı günler kala (4 gün!), bu alandaki bilinmezlikler alabildiğine devam ediyor. Cep numaralarının taşınabiliriği bir yıl önce, 9 Mayıs 2008′de başlamıştı. Sabit numara taşınabilirliği için de 9 Mayıs 2009 tarihi verilmişti. Buna karşılık, son derece az bir zaman kalmasına rağmen, bu alanda Türk Telekom’a hangi firmaların rakip olacağı belli değil. Herhangibir tanıtım çalışması da yapılmıyor. Internette bu konuyu aradığınızda da eskimiş birbirinin kopyası birkaç haberden fazlasıyla karşılaşamıyorsunuz. Türk Telekom’un tekelci ve hantal yapısından yaka silkmiş, bu düzenlemenin bir an önce uygulamaya girmesini bekleyen onbinlerce abone var. İnsanlar koyun değil, müşteri olduklarını hissetmek istiyorlar. Gel gelelim ki sadece dört gün kalmış olmasına rağmen görünürde hiçbir ışık yok.

Ajanslardan bir haber: “Irak borsası açıldı”… İyi de zaten açık değil miydi???

Gökhan Toka tarafından April 30, 2009 tarihinde Uncategorized konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Geçen hafta izlediğim bir haberle Irak’daki Bağdat borsasının nihayet açıldığını ve işlemlere başladığını öğrendim. Oysa ki o borsa hep açıktı. Avrupa, Amerika borsaları ve IMKB günlük verileri ile birlikte ve hemen aynı duygusuzlukta izlediğimiz verilerdir Irak’dan gelen veriler: “Bugün Dow Jones 80 puan yükseldi…. Bugün IMKB 80 puan düştü…. Bugün Bağdat’daki intihar saldırısında 80 kişi öldü….”

Bir patlama olduğunu ve İstanbul’da 80 kişinin bir günde, bir anda öldüğünü düşünün. Yıllar önce yaşadığımız ve halen unutamadığımız, İstanbul’daki trajik bombalama eylemleri gibi. Ya da bu olayın New York’da veya Londra’da olduğunu düşünün. Ertesi gün aynı yerde tekrar olduğunu düşünün. Ve sonraki gün, sonraki gün, daha sonraki gün?? Bu olayın, bu dehşetin, hergün yaşandığını düşünün…

Borsayla ilgilenmeyen ortalama bir insan için borsanın gün içinde 80 puan düşmesi ne kadar önemli bir haberse, Irak’da o gün 80 insanın ölmüş olması da Irak’da yaşamayan insanlar için ne yazık ki o kadar önemli bir haber. Peki Irak borsasında ne olup bittiği ne kadar önemli bir haber olacak?

Dünya giderek daha parametrik, giderek akılsamadan yoksun bir pozisyon alıyor. Global bağlamda içinde bulunduğumuz kriz de bence daha çok insanlığın sağduyusunu, akılsama gücünü yitirmesi, parametrikleşmesi üzerine dayanan, kültürel bir kriz ve bu anlamda önceki krizlerden oldukça farklı. Bu krizin sonu gelmeyecek. Çünkü bu artık bizim varoluş biçimimizdir.

Meraklısına: TED: The Ideas Worth Spreading

Ve TED’den bir sunum: Why We Stopped Being Wise?

İzocam’dan yaratıcı kampanya: Fatura Avcısı!

Gökhan Toka tarafından April 22, 2009 tarihinde Internet Marketing konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

İzocam’ın yeni Online Marketing kampanyası oldukça başarılı olacağa benzer: Unutulmaz Doğalgaz Faturaları!

15 Nisan - 15 Mayıs tarihleri arasında bu kampanyaya katılabilirsiniz. Yapacağınız şey, geçen yıl yapılan muazzam zamlar sonucunda birer Küçük Kıyamete dönüşen doğalgaz faturalarınız içinden, temsil gücü yüksek olduğunu düşündüğünüz bir tanesini yarışmaya sokmak. İzocam en yüksek faturaya bir laptop, takip eden beş rakibine de ücretsiz yalıtım veriyor.

Ayrıca sitede DOS formatlı bir de eğlenceli fatura avcısı oyun modülü var!

IZOCAM Campaign

Ya Twitter = Hype? …Ya da “Facebook bizi bitirdi” diyen Social Networking girişimcileri yalan söylüyor?

Gökhan Toka tarafından April 21, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Twitter

Bir blog platformu düşünün. Adı Twitter olsun. Köşesinde kuş tünemiş olsun. Yazabileceğiniz maksimum blog yazısı uzunluğu Blogger ve Wordpress gibi platformların aksine sınırlandırılmış olsun. Bu sınır da maksimum 140 karakter olsun.

Bir batımda yazabilecek sadece 140 karakteriniz olsa ne yazardınız? İnsanlara ne duyurmak isterdiniz? Herhalde o anda ne yapmakta olduğunuzu… Anlık durumunuzu…

“Anlık durum bildirisi” Facebook’da da gayet net biçimde belirtebildiğiniz birşey. Facebook’un tasarım değişikliği de anlık durumunuzu iyiden iyiye arkadaşlarınızın gözüne gözüne sokmanıza ortam sağladı. Hatta Facebook’u sırf bu amaçla kullanan kişiler bile var. (Bu “anlık durum bildirimi” ne çok yapılmak istenen birşeymiş yahu! Sanki herkes birer anonim şirket, herkes borsaya açılmış, herkesin arkadaşı birer shareholder, herkes meraktan yanıp tutuşuyor, herkese faaliyetler hakkında anlık bilgi verme zorunluluğu var… İlginç :) )

Twitter’ın oldukça başarılı olduğu, Google’ın bile peşinde olduğu düşünüldüğünde Facebook’a trafik kaybetmekten yana şikayetçi Sosyal Network ağı girişimcilerinin argümanları biraz zedeleniyor. Facebook’la fonksyionalite anlamında birebir örtüşen ağların trafik kaybetmesi doğal olabilir. Ancak fonksiyonalite anlamında sivrilen, Facebook’la karşılaştırıldığında daha vertical vektörlerde fonkisyonlara sahip olabilen özellikle Business Network platformu gibi sitelerin demek ki esas amaçlarını yeterince yerine getirmedikleri sonucuna ulaşabiliriz. Ya da bu esas amaçlarını yansıtmakta yeterince başarılı olmadıkları. Bu tür siteler en fazla, “gerçekte sahip olmamaları gereken” bir trafiği kaybetmişlerdir. Facebook’dan yana şikayetçi Sosyal Ağ sitelerinin bu durumda yapabilecekleri en uygun hareket, Twitter örneğinden hareketle, kendilerini Facebook’un fonksiyon alanından uzaklaştıracak daha dikey fonkisyonlarını ön plana çıkararak bunlar üzerinde yoğunlaşmaları olabilir.

Neden herkes Internet pazarlamasında başarılı olamaz? The Real Milli Vanilli Effect :)

Gökhan Toka tarafından April 20, 2009 tarihinde Internet Marketing konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Yaşı küçük olanlar büyük olasılıkla hatırtlamayacaklardır. Ancak özellikle 80 öncesi doğumlular için hafızalarında mutlaka yer etmiş, müzik endüstrisinden gelip geçmiş, unutulmaz bir “Milli Vanilli” vakası vardır.

İki adet karayağız, son derece prezentabl delikanlıdan mütevelli, Alman originli bir grup olan Milli Vanilli, 1980′lerin sonunda pop müzik piyasasını adeta domine ederler. İlk albümleri ile Amerika’da tam 6 tane platin plak ödülü, bir de en iyi yeni çıkış dalında Grammy ödülü alırlar. Yakışıklı, sırım gibi, artist klonu, çukulata sesli ikilinin önlenemez yükselişi, birkaç yıl sonra yaptıkları şu açıklama sonrasında önlenemez bir düşüş ve trajedi öyküsüne dönüşür: “Üzgünüz…. ama şarkıları biz söylemiyorduk. Biz sadece playback yaptık. Bu bir pazarlama kampanyasıydı…”

Verilen ödüller geri alınır. Grup ve bu olay unutulur. Hatta içlerinden biri trajik biçimde uyuşturucu batağında ölür. Bu süreçte birsürü irili ufaklı ve tamamı na-prezantabl kişilik, “biz gerçek Milli Vanilliyiz” diyerek müzik endüstrisini işgal eder. Ancak hiçbiri başarılı olamaz.

Popüler müzik endüstrisi bu olayı her zaman için istenmeyen ve nahoş bir sahtekarlık öyküsü olarak hatırladı. Hemen herkes bu olayı bu şekilde hatırladı. Ancak bana göre bu bir sahtekarlık değildi. Grubun prodüktörlüğünü yapan, Milli Vanilli’nin arkasındaki beyin olan Alman yapımcı Frank Farian bunu bir konvensiyonel pazarlama projesi olarak tasarlamıştı. Farian önce şarkıları gerçekten üreten ve seslendiren ekibi, yani yeteneği keşfetmiş, ancak bu grubun pazarlanamaz nitelikte olduğunu da hemen anlamıştı. Bu nedenle popüler müzik tüketim kültürünün talep ettiği bir başarı kriteri olan prezentasyon gücünü de, bu iki karayağız delikanlıyı sahneye sürerek sağladı. Üstelik hiçbir zaman şarkıları görünen ikilinin söylediği de belirtilmedi. Albümün ulaştığı satış rakamları, aldığı sayısız ödüller, dünya çapında topladığı takdir göz önüne alındığında:

1. Bu pazarlama kampanyası çok başarılıdır
2. Bu albüm müzikalite açısından başarılıdır

Ödüllerin sonradan geri alınması etik açıdan elbette ki doğru bir hareket olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ödülleri verenlerin samimiyetsizliği de söz konusu. Çünkü ödüller kim ne derse desin yukarıdaki iki alandaki başarıyı da aynı anda değerlendirmektedir. Sonuçta ise Milli Vanilli projesi söz konusu olduğunda, yukarıdaki 1 ve 2 nolu çıkarımlar değişmemektedir. Konvansiyonel pazarlamada neyi ne kalitede sunduğunuz yeterince önemli değildir. Bunu nasıl sunduğunuz çok daha önemlidir. Bu durumda da konvansiyonel pazarlama yöntemleri üzerinde işleyen piyasalardaki başarı kriterleri, gerçekten başarıyı ölçmenin ötesinde, daha soyut boyutlara sahiptir. Kocaman gülüşünüz, güzel takım elbiseniz, mezun olduğunuz okullar, kısa eteğiniz, isminizin yanına eklediğiniz sertifika kısaltmaları, prezentasyonlarınızda kullandığınız fantastik renkler, uluslararası adı kalabalık firmalardaki adı zor telaffuz edilen pozisyonlardaki iş tecrübeleriniz, elinizi kolunuzu sallamanız, bağır çağır konuşmanız, katır gibi yüksek oktav kahkaha atmanız… Bunlar sizi konvansiyonel pazarlama kurallarının işlediği bir piyasada pazarlamanın kralı yapabilir.

Ama Internet pazarlaması söz konusu olduğunda, başarıyı elde edebilmek için çok daha başka birşeye ihtiyacınız var. Bu da gerçek anlamda başarıdır. Başarının kendisidir.

Internet, diğer mecraların aksine başarının çok daha somut biçimde ölçülebildiği bir dünyadır. Internette başarı kriterleri kantatiftir. Site istatistikleriniz her şeyi ortaya koyar. Siz isterseniz dev bir grubun milyon dolarlar yatırım yaptığı bir Web projesinin Internet pazarlamasını yürütüyor olun, boyun eğeceğiniz rakibiniz cüzzi rakamlarla projesini döndüren genç ve zeki, lise mezunu bir Internet girişimcisi olabilir. Internetin belki de en büyük gücü, başarıyı ürün ve hizmetin gerçek kalitesiyle ölçebilme noktasındaki yankıdan arındırılmış saf yoğunluğunda saklı.

Example SERP

O gün sonunda geldi! Google yasaklanıyor. Elveda Google! Elveda Internet! (Biz zaten farklı dünyaların insanlarıydık…)

Gökhan Toka tarafından April 13, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Geçen yıl başka bir blogumda Google’a erişimin yakında yasaklanabileceğini belirtmiş, buna da gerekçe olarak Google’ın altındaki “Videos” subdomaininin dileyenin istediği videoyu yükleyebildiği bir ortam olmasını göstermiştim. Hemen aynı mantıkla işlediği halde 15 ayı aşkın bir süredir kapalı olan “Youtube” gerçeği referans alındığında Google’ın tamamen aynı sebeple erişime kapatılması bana göre sürpriz olmayacaktı.

Hemen arkasından bir ikinci yazı yazmış ve bu kez dalga geçerek Google’ın zaten mevcut zihniyetle kapanması gerektiğini söylemişim:


nacizane öneri: google yasaklansın

yüce yargı sistemimize sorunun kaynağını işaret edicem şimdi: aç kulağını yüce yargı sistemi, aç da tikkatle dinle beni. bak şimdi birader… bunlarla teker teker uğraşma, sonu yok bunun. yok youtube du yok blogspot du yok wordpress di… birini kapatsan başka biri açılr yerine. bunlar sadece piyon. yılanın başını ezmek lazım. kafadan yasaklamak lazım. bunlarla vaktini harcama boşa. ben geçenlerde problemin kaynağını tespit ettim abicim.. bak şimdi. geçen google diye bi siteye girdim. orda bi kutu vardı. o kutuya af buyur porno yazdım, hors fak yazdım, beli densır yazdım… yazdım oğlu yazdım. ne yazdıysam aynen karşımda… yasaklayalım bu google ı bak. her şey bu kutunun altından çıkıyor.

Tarih: 10 Kasım 2008

En son yaşanan gelişmeler bu ülkede her an herşeyin olabileceğini ve artık “komik” veya “abartı” olarak nitelenebilecek algı sınırlarının tamamen eriyip ortadan kalktığını gösteriyor. (Tıpkı ülkemizdeki “ilerici” ve “gerici” yaftalarının yapıştırıldığı kitlelerin aralarındaki sözüm ona sınırların eriyip birbirine karışması gibi) Zira geçtiğimiz hafta Atatürkçü Düşünce Derneği Google aleyhinde bir kapatma davası açtı. Gerekçesi de Google’da “Atatürk” kelimesi arandığında Atatürk’e hakaret içeren uygunsuz sonuçların da dönüyor olmasıydı.

Bu durum karşısında söylenecek söz kalmıyor. Bir arama motoru, sırf arama motoru olduğu için kapatılmak isteniyorsa bu durumda sadece Google değil, tüm arama motorları aynı sebeple kapatılabilir. Bir sonraki aşama ise Internet’in kapatılması olur. Internete bu mantıkla bakıldığıı sürece bu ülkeye yakışabilecek tek gerçek çözüm Internet’in bütünüyle yasaklanmasıdır. Buyrun aynı gün yazdığım bir başka “komik!” yazı:

nacizane öneri: türk telekom yasaklansın, yöneticileri tutuklansın, zindanlarda çürüsün

hey yüce yargı… aslında düşündüm de… bence türk telekomu yasaklayalım. asıl yılanın başı o çünkü. hayır diyelim ki google ı yasakladık. yarın öbürsü gün onun yerine başka mğünasebetsiz arama kutucukları çıkıcak. bunun yahoo su var, msn sörçü var, live ı var otu var botu var. biz iyisi mi türk telekomu yasaklayalım. internete minternete girmeyelim komple. zaten türk telekoma gıcık oluyodum, şimdi böyle bunu da düşününce iyice kıl kaptım. bu internet denen müsübete bizi onlar bulaştırıyo, amaan amaaannnn uzak olsunlar yüce milletimizden. zaten yasaklama sistemimiz sadece türklere yasaklama metoduna dayanmıyor mu? yani tüm dünya yasakladığın siteye giriyo bi türkler giremiyor. iyi işte: interneti komple yasaklamak çok yüce olmana rağmen senin için bile zor olabilir; bu durumda en iyisi türkleri internete almamak. orda gavurlar ondan sonra istedikleri gibi atamıza küfretsinler, türklükle alay etsinler: biz türkler bunları görmedikten sonra bir problem yok. hey yaşasın be: ne süper, ne gamsız tasasız bi yasaklama metodu bu. bana felsefeye giriş dersindeki: “ormanda bir ağaç devrilse ama kimse o ağacın devrildiğini görmese duymasa o ağaç gerçekten devrilmiş midir?” biçimindeki kek soruyu hatırlatıyor. demek ki türk yargı sistemine göre o ağaç devrilmiyor. vay be… şu türk telekomu bi yasakla önce de sonra felsefe derslerine de müdahale isticem senden

Tarih: 10 Kasım 2008

Türkiye BI (Kurumsal İş Zekası) Pazarında Yeni Dönem - 1

Gökhan Toka tarafından March 17, 2009 tarihinde Business Intelligence konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Geçtiğimiz yıllarda BI (İş Zekası) pazarına damga vuran en önemli üç hareket şunlardı:
1. Oracle’ın Hyperion’ı 3.3 Milyar $’a satın alması
2. SAP’nin BI pazar lideri Business Objects’i 6.8 Milyar $’a alması
3. IBM’in BI pazarı ikincisi Cognos’u 4.9 Milyar $’a alması

Sundukları çözümlerle kurum içi bilgi piramidinin tabanını ve genel yapısını oluşturan bu üç büyük bilişim devi, böylece piramitlerinin en üst taşını da yerleştirmiş oldular. Her ne kadar bu platform sağlayıcıları kendi BI çözümlerini öteden beri platformları ile birlikte sunmuşlarsa da (Oracle Financials, SAP XL vs vs) doğrusu bu çözümlerin hiçbir zaman Hyperion, BO ya da Cognos çözümleri ile karşılaştırılabilir nitelikte olmadığıydı.

Bu yukarıda saydığım satın almalar, salt belli bir dilim içindeki pazar payını artırmaya yönelik hareketler olarak okunmamalı. Çok da uzak olmayan bir geçmişte Hyperion’ın Brio’yu, Business Objects’in Crystal Reports’u, Cognos’un Adaytum’u satın aldıklarını hatırlıyoruz. Bu satın almalar bütünüyle BI yelpazesi içinde kalan, pazar payını artırmak ve odaktaki teknolojiyi keskinleştirmek amaçlı hareketlerken, platform sağlayıcısı konumundaki Oracle, SAP ve IBM’in BI devlerini satın almaları çok daha stratejik hareketlerdi. Bu satın almalar ile kurum içi İş Zekası ve bilgi yönetimi sistemlerinin konsolidasyonu trendindeki önemli bir eşik aşılmış oldu.

Bu satın almaların içinde en çarpıcı ve en önemli olanı bence SAP’ın Business Objects’i almasıdır. Sadece Business Objects BI pazarı lideri olduğu için değil, SAP bu hareketi ile öteden beri süregelen önemli bir zaafı olan “raporlama” alanında önemli bir adım adım atmış oldu. SAP son derece kapalı bir sistem olduğundan dolayı bağımsız raporlama araçlarıyla entegrasyonu her zaman için sorun olmuştu. SAP’ye yatırım yapan pekçok kurum bu entegrasyonu sağlamak yerine ABAP kullanmayı tercih etmişlerdir.

SAP’ın Business Objects operasyonu, tam da Business Objects SAP entegrasyonu yeteneğini güçlendirdiği bir zamanda geldi. Bu açıdan da bu hareket SAP tarafında adresini bulan doğru bir yatırım oldu.

Ülkemizde de dünyada da BI sektörü kriz dönemlerinden genellikle olumlu etkilenmiştir. Kriz ortamındaki kurumlar ayakta kalabilmek ve önlerini daha iyi görebilmek noktasında gelişmiş BI uygulamalarına daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu kriz döneminde ise, BI çözümlerinin bağımsız yapılarını kaybetmiş ve Kurumsal Bilgi Platformu sağlayıcıların çözüm yelpazelerine katılmış olmaları belli koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir. SAP gibi milyon dolarlık operasyonel platformlar sağlayan bir firma Business Objects’i hangi modelde pazarlamaya devam edecek?

Google sonuçlarında kişiselleşme klasik SEO’nun sonu mu olacak?

Gökhan Toka tarafından January 21, 2009 tarihinde SEO konusunda yazıldı | Yorum Bırakın

Google mühendisleri için son bir yıldaki en sıcak konu, arama sonuçlarında kişiselleşme sağlanması yoluyla kullanıcı deneyiminin güçlendirilmesi olmalı. Video araması, resim araması, harita araması gibi, arama deneyimini X ekseninde güçlendirecek seçenekleri arama motoruna dahil ettikten sonra, Google “dikey” anlamda arama deneyimini güçlendirecek “kişiselleştirme” olanağı üzerine eğilmiş gibi görünüyor.

Google bu projede şimdilik data toplama ve test aşamasında. İlk olarak “arama sonuç sayfalarında (SERP) kullanıcı tercihli sıralandırma” aracını arama motorloruna dahil ettiler. Google.com (com.tr’de henüz etkin değil) üzerinde bu yeni aracı kullanabilirsiniz. Bu araçla, arama sonuçlarında daha alt sıralarda gelen, ama sizin daha faydalı bulduğunuz bir web sayfasını sağındaki ok tuşuna (Promote) basarak arama sonuçlarında daha üst sıraya taşıyabiliyorsunuz. Aynı şekilde faydasız bulduğunuz bir sonucu da “Remove” (kaldır) tuşuna basıp arama listesinden tamamen kaldırabilirsiniz.

Example SERP

Masum ve biraz da kullanışsız bir kişiselleştirme olanağı sunan bu araç ciddiye alınmalı mı? Bu araç klasik SEO’nun sonunun göründüğüne dair bir işaret mi? Bu aracın anlamı ne?

Bir kere ikinci SERP sayfasını çevirdiğinizde bu aracın olmadığını göreceksiniz. Bu araç sadece ilk SERP’deki sonuçlar için kullanılabiliyor.

Arama motoru kullanıcılarının ortalama %85′i ilk SERP sayfasındaki sonuçlara tıklamaktadırlar. Ancak geri kalan %15′i diğer sayfalara geçme gereği duyar. (SEO’nun geleneksel önemi de zaten bu istatistikte barınmaktadır). Bu anlamda bu yeni araç kullanıcı tecrübesi açısından, istenen kapsamı büyük ölçüde sağlıyor diyebiliriz.

Kullanışsız oluşu ile ilgili eleştirilere de “Google’ın kullanım biçimleri nelerdir?” counter sorusuyla cevap verilebilir. Çünkü bildiğimiz bir gerçek var ki, Google artık sadece “bilinmeyen bilgi kaynaklarını araştırma” amacıyla, klasik “arama motoru” kalıp tanımı ile sınırlı olarak kullanılmıyor. Markalaşmasını tamamlamış, visitor loyalty’si çok yüksek olan siteler bile kullanıcılarının %85-%95′ini Google’dan almaya devam ediyorlar. Bunun anlamı şu: Google artık sadece bir arama motoru olarak değil bir açılış sayfası, bir gate, bir temel navigasyon aracı olarak kullanılmaktadır. Kullanıcıların çoğu www.gokhantoka.com sitesine gitmek için adres barına gokhantoka.com yazmak yerine, Google’da “Gökhan Toka” araması yapmayı tercih ediyorlar.

Bu durumda Google’da “Gökhan Toka” ifadesini arayan ve www.gokhantoka.com adresine gitmek isteyen kullanıcı, arama sonuçları sayfasında (SERP) www.gokhantoka.com sitesini ilk sırada göremiyorsa, işte bu yeni araç burada gerçek değerini bulacaktır.

Google’ın bu yeni aracının ardındaki akılsama da bence bu kullanım biçimi ile yakın alakalı.

Bu yeni aracın klasik SEO’nun sonuna işaret edip etmediği ile ilgili olarak da, bunu tartışmak için erken olduğunu düşünüyorum. Eğer onbin kullanıcı aynı anda gokhantoka.com sitesini “Gökhan Toka” araması sonucu erişilen SERP sayfasından “Remove” seçeneği ile kaldırırlarsa, Google için bu verinin anlamı gokhantoka.com sayfasının “Gökhan Toka” araması ile ilgisiz olduğu ve bu ilişkinin kırılarak bu arama sonucundan bütünüyle çıkarılması olabilir. Bu da klasik SEO’cular için ürkütücü bir durum.

Ama aslında sağduyulu biçimde düşündüğünüzde Google’ın bu araçla elde ettiği veriye aslında zaten ihtiyacının olmadığını fark edeceksiniz. Google bu aracın kullanım verilerinden bağımsız olarak, SERP sonuçlarındaki tıklama oranlarını veya bounce rate’i göz önüne alarak da arama sonuçlarını rahatlıkla optimize edebilir.