Ya Twitter = Hype? …Ya da “Facebook bizi bitirdi” diyen Social Networking girişimcileri yalan söylüyor?

Gökhan Toka tarafından April 21, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | View Comments

Twitter

Bir blog platformu düşünün. Adı Twitter olsun. Köşesinde kuş tünemiş olsun. Yazabileceğiniz maksimum blog yazısı uzunluğu Blogger ve Wordpress gibi platformların aksine sınırlandırılmış olsun. Bu sınır da maksimum 140 karakter olsun.

Bir batımda yazabilecek sadece 140 karakteriniz olsa ne yazardınız? İnsanlara ne duyurmak isterdiniz? Herhalde o anda ne yapmakta olduğunuzu… Anlık durumunuzu…

“Anlık durum bildirisi” Facebook’da da gayet net biçimde belirtebildiğiniz birşey. Facebook’un tasarım değişikliği de anlık durumunuzu iyiden iyiye arkadaşlarınızın gözüne gözüne sokmanıza ortam sağladı. Hatta Facebook’u sırf bu amaçla kullanan kişiler bile var. (Bu “anlık durum bildirimi” ne çok yapılmak istenen birşeymiş yahu! Sanki herkes birer anonim şirket, herkes borsaya açılmış, herkesin arkadaşı birer shareholder, herkes meraktan yanıp tutuşuyor, herkese faaliyetler hakkında anlık bilgi verme zorunluluğu var… İlginç :) )

Twitter’ın oldukça başarılı olduğu, Google’ın bile peşinde olduğu düşünüldüğünde Facebook’a trafik kaybetmekten yana şikayetçi Sosyal Network ağı girişimcilerinin argümanları biraz zedeleniyor. Facebook’la fonksyionalite anlamında birebir örtüşen ağların trafik kaybetmesi doğal olabilir. Ancak fonksiyonalite anlamında sivrilen, Facebook’la karşılaştırıldığında daha vertical vektörlerde fonkisyonlara sahip olabilen özellikle Business Network platformu gibi sitelerin demek ki esas amaçlarını yeterince yerine getirmedikleri sonucuna ulaşabiliriz. Ya da bu esas amaçlarını yansıtmakta yeterince başarılı olmadıkları. Bu tür siteler en fazla, “gerçekte sahip olmamaları gereken” bir trafiği kaybetmişlerdir. Facebook’dan yana şikayetçi Sosyal Ağ sitelerinin bu durumda yapabilecekleri en uygun hareket, Twitter örneğinden hareketle, kendilerini Facebook’un fonksiyon alanından uzaklaştıracak daha dikey fonkisyonlarını ön plana çıkararak bunlar üzerinde yoğunlaşmaları olabilir.

  • Share/Bookmark

Neden herkes Internet pazarlamasında başarılı olamaz? The Real Milli Vanilli Effect :)

Gökhan Toka tarafından April 20, 2009 tarihinde Internet Marketing konusunda yazıldı | View Comments

Yaşı küçük olanlar büyük olasılıkla hatırtlamayacaklardır. Ancak özellikle 80 öncesi doğumlular için hafızalarında mutlaka yer etmiş, müzik endüstrisinden gelip geçmiş, unutulmaz bir “Milli Vanilli” vakası vardır.

İki adet karayağız, son derece prezentabl delikanlıdan mütevelli, Alman originli bir grup olan Milli Vanilli, 1980′lerin sonunda pop müzik piyasasını adeta domine ederler. İlk albümleri ile Amerika’da tam 6 tane platin plak ödülü, bir de en iyi yeni çıkış dalında Grammy ödülü alırlar. Yakışıklı, sırım gibi, artist klonu, çukulata sesli ikilinin önlenemez yükselişi, birkaç yıl sonra yaptıkları şu açıklama sonrasında önlenemez bir düşüş ve trajedi öyküsüne dönüşür: “Üzgünüz…. ama şarkıları biz söylemiyorduk. Biz sadece playback yaptık. Bu bir pazarlama kampanyasıydı…”

Verilen ödüller geri alınır. Grup ve bu olay unutulur. Hatta içlerinden biri trajik biçimde uyuşturucu batağında ölür. Bu süreçte birsürü irili ufaklı ve tamamı na-prezantabl kişilik, “biz gerçek Milli Vanilliyiz” diyerek müzik endüstrisini işgal eder. Ancak hiçbiri başarılı olamaz.

Popüler müzik endüstrisi bu olayı her zaman için istenmeyen ve nahoş bir sahtekarlık öyküsü olarak hatırladı. Hemen herkes bu olayı bu şekilde hatırladı. Ancak bana göre bu bir sahtekarlık değildi. Grubun prodüktörlüğünü yapan, Milli Vanilli’nin arkasındaki beyin olan Alman yapımcı Frank Farian bunu bir konvensiyonel pazarlama projesi olarak tasarlamıştı. Farian önce şarkıları gerçekten üreten ve seslendiren ekibi, yani yeteneği keşfetmiş, ancak bu grubun pazarlanamaz nitelikte olduğunu da hemen anlamıştı. Bu nedenle popüler müzik tüketim kültürünün talep ettiği bir başarı kriteri olan prezentasyon gücünü de, bu iki karayağız delikanlıyı sahneye sürerek sağladı. Üstelik hiçbir zaman şarkıları görünen ikilinin söylediği de belirtilmedi. Albümün ulaştığı satış rakamları, aldığı sayısız ödüller, dünya çapında topladığı takdir göz önüne alındığında:

1. Bu pazarlama kampanyası çok başarılıdır
2. Bu albüm müzikalite açısından başarılıdır

Ödüllerin sonradan geri alınması etik açıdan elbette ki doğru bir hareket olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ödülleri verenlerin samimiyetsizliği de söz konusu. Çünkü ödüller kim ne derse desin yukarıdaki iki alandaki başarıyı da aynı anda değerlendirmektedir. Sonuçta ise Milli Vanilli projesi söz konusu olduğunda, yukarıdaki 1 ve 2 nolu çıkarımlar değişmemektedir. Konvansiyonel pazarlamada neyi ne kalitede sunduğunuz yeterince önemli değildir. Bunu nasıl sunduğunuz çok daha önemlidir. Bu durumda da konvansiyonel pazarlama yöntemleri üzerinde işleyen piyasalardaki başarı kriterleri, gerçekten başarıyı ölçmenin ötesinde, daha soyut boyutlara sahiptir. Kocaman gülüşünüz, güzel takım elbiseniz, mezun olduğunuz okullar, kısa eteğiniz, isminizin yanına eklediğiniz sertifika kısaltmaları, prezentasyonlarınızda kullandığınız fantastik renkler, uluslararası adı kalabalık firmalardaki adı zor telaffuz edilen pozisyonlardaki iş tecrübeleriniz, elinizi kolunuzu sallamanız, bağır çağır konuşmanız, katır gibi yüksek oktav kahkaha atmanız… Bunlar sizi konvansiyonel pazarlama kurallarının işlediği bir piyasada pazarlamanın kralı yapabilir.

Ama Internet pazarlaması söz konusu olduğunda, başarıyı elde edebilmek için çok daha başka birşeye ihtiyacınız var. Bu da gerçek anlamda başarıdır. Başarının kendisidir.

Internet, diğer mecraların aksine başarının çok daha somut biçimde ölçülebildiği bir dünyadır. Internette başarı kriterleri kantatiftir. Site istatistikleriniz her şeyi ortaya koyar. Siz isterseniz dev bir grubun milyon dolarlar yatırım yaptığı bir Web projesinin Internet pazarlamasını yürütüyor olun, boyun eğeceğiniz rakibiniz cüzzi rakamlarla projesini döndüren genç ve zeki, lise mezunu bir Internet girişimcisi olabilir. Internetin belki de en büyük gücü, başarıyı ürün ve hizmetin gerçek kalitesiyle ölçebilme noktasındaki yankıdan arındırılmış saf yoğunluğunda saklı.

Example SERP

  • Share/Bookmark

O gün sonunda geldi! Google yasaklanıyor. Elveda Google! Elveda Internet! (Biz zaten farklı dünyaların insanlarıydık…)

Gökhan Toka tarafından April 13, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | View Comments

Geçen yıl başka bir blogumda Google’a erişimin yakında yasaklanabileceğini belirtmiş, buna da gerekçe olarak Google’ın altındaki “Videos” subdomaininin dileyenin istediği videoyu yükleyebildiği bir ortam olmasını göstermiştim. Hemen aynı mantıkla işlediği halde 15 ayı aşkın bir süredir kapalı olan “Youtube” gerçeği referans alındığında Google’ın tamamen aynı sebeple erişime kapatılması bana göre sürpriz olmayacaktı.

Hemen arkasından bir ikinci yazı yazmış ve bu kez dalga geçerek Google’ın zaten mevcut zihniyetle kapanması gerektiğini söylemişim:


nacizane öneri: google yasaklansın

yüce yargı sistemimize sorunun kaynağını işaret edicem şimdi: aç kulağını yüce yargı sistemi, aç da tikkatle dinle beni. bak şimdi birader… bunlarla teker teker uğraşma, sonu yok bunun. yok youtube du yok blogspot du yok wordpress di… birini kapatsan başka biri açılr yerine. bunlar sadece piyon. yılanın başını ezmek lazım. kafadan yasaklamak lazım. bunlarla vaktini harcama boşa. ben geçenlerde problemin kaynağını tespit ettim abicim.. bak şimdi. geçen google diye bi siteye girdim. orda bi kutu vardı. o kutuya af buyur porno yazdım, hors fak yazdım, beli densır yazdım… yazdım oğlu yazdım. ne yazdıysam aynen karşımda… yasaklayalım bu google ı bak. her şey bu kutunun altından çıkıyor.

Tarih: 10 Kasım 2008

En son yaşanan gelişmeler bu ülkede her an herşeyin olabileceğini ve artık “komik” veya “abartı” olarak nitelenebilecek algı sınırlarının tamamen eriyip ortadan kalktığını gösteriyor. (Tıpkı ülkemizdeki “ilerici” ve “gerici” yaftalarının yapıştırıldığı kitlelerin aralarındaki sözüm ona sınırların eriyip birbirine karışması gibi) Zira geçtiğimiz hafta Atatürkçü Düşünce Derneği Google aleyhinde bir kapatma davası açtı. Gerekçesi de Google’da “Atatürk” kelimesi arandığında Atatürk’e hakaret içeren uygunsuz sonuçların da dönüyor olmasıydı.

Bu durum karşısında söylenecek söz kalmıyor. Bir arama motoru, sırf arama motoru olduğu için kapatılmak isteniyorsa bu durumda sadece Google değil, tüm arama motorları aynı sebeple kapatılabilir. Bir sonraki aşama ise Internet’in kapatılması olur. Internete bu mantıkla bakıldığıı sürece bu ülkeye yakışabilecek tek gerçek çözüm Internet’in bütünüyle yasaklanmasıdır. Buyrun aynı gün yazdığım bir başka “komik!” yazı:

nacizane öneri: türk telekom yasaklansın, yöneticileri tutuklansın, zindanlarda çürüsün

hey yüce yargı… aslında düşündüm de… bence türk telekomu yasaklayalım. asıl yılanın başı o çünkü. hayır diyelim ki google ı yasakladık. yarın öbürsü gün onun yerine başka mğünasebetsiz arama kutucukları çıkıcak. bunun yahoo su var, msn sörçü var, live ı var otu var botu var. biz iyisi mi türk telekomu yasaklayalım. internete minternete girmeyelim komple. zaten türk telekoma gıcık oluyodum, şimdi böyle bunu da düşününce iyice kıl kaptım. bu internet denen müsübete bizi onlar bulaştırıyo, amaan amaaannnn uzak olsunlar yüce milletimizden. zaten yasaklama sistemimiz sadece türklere yasaklama metoduna dayanmıyor mu? yani tüm dünya yasakladığın siteye giriyo bi türkler giremiyor. iyi işte: interneti komple yasaklamak çok yüce olmana rağmen senin için bile zor olabilir; bu durumda en iyisi türkleri internete almamak. orda gavurlar ondan sonra istedikleri gibi atamıza küfretsinler, türklükle alay etsinler: biz türkler bunları görmedikten sonra bir problem yok. hey yaşasın be: ne süper, ne gamsız tasasız bi yasaklama metodu bu. bana felsefeye giriş dersindeki: “ormanda bir ağaç devrilse ama kimse o ağacın devrildiğini görmese duymasa o ağaç gerçekten devrilmiş midir?” biçimindeki kek soruyu hatırlatıyor. demek ki türk yargı sistemine göre o ağaç devrilmiyor. vay be… şu türk telekomu bi yasakla önce de sonra felsefe derslerine de müdahale isticem senden

Tarih: 10 Kasım 2008

  • Share/Bookmark

Türkiye BI (Kurumsal İş Zekası) Pazarında Yeni Dönem – 1

Gökhan Toka tarafından March 17, 2009 tarihinde Business Intelligence konusunda yazıldı | View Comments

Geçtiğimiz yıllarda BI (İş Zekası) pazarına damga vuran en önemli üç hareket şunlardı:
1. Oracle’ın Hyperion’ı 3.3 Milyar $’a satın alması
2. SAP’nin BI pazar lideri Business Objects’i 6.8 Milyar $’a alması
3. IBM’in BI pazarı ikincisi Cognos’u 4.9 Milyar $’a alması

Sundukları çözümlerle kurum içi bilgi piramidinin tabanını ve genel yapısını oluşturan bu üç büyük bilişim devi, böylece piramitlerinin en üst taşını da yerleştirmiş oldular. Her ne kadar bu platform sağlayıcıları kendi BI çözümlerini öteden beri platformları ile birlikte sunmuşlarsa da (Oracle Financials, SAP XL vs vs) doğrusu bu çözümlerin hiçbir zaman Hyperion, BO ya da Cognos çözümleri ile karşılaştırılabilir nitelikte olmadığıydı.

Bu yukarıda saydığım satın almalar, salt belli bir dilim içindeki pazar payını artırmaya yönelik hareketler olarak okunmamalı. Çok da uzak olmayan bir geçmişte Hyperion’ın Brio’yu, Business Objects’in Crystal Reports’u, Cognos’un Adaytum’u satın aldıklarını hatırlıyoruz. Bu satın almalar bütünüyle BI yelpazesi içinde kalan, pazar payını artırmak ve odaktaki teknolojiyi keskinleştirmek amaçlı hareketlerken, platform sağlayıcısı konumundaki Oracle, SAP ve IBM’in BI devlerini satın almaları çok daha stratejik hareketlerdi. Bu satın almalar ile kurum içi İş Zekası ve bilgi yönetimi sistemlerinin konsolidasyonu trendindeki önemli bir eşik aşılmış oldu.

Bu satın almaların içinde en çarpıcı ve en önemli olanı bence SAP’ın Business Objects’i almasıdır. Sadece Business Objects BI pazarı lideri olduğu için değil, SAP bu hareketi ile öteden beri süregelen önemli bir zaafı olan “raporlama” alanında önemli bir adım adım atmış oldu. SAP son derece kapalı bir sistem olduğundan dolayı bağımsız raporlama araçlarıyla entegrasyonu her zaman için sorun olmuştu. SAP’ye yatırım yapan pekçok kurum bu entegrasyonu sağlamak yerine ABAP kullanmayı tercih etmişlerdir.

SAP’ın Business Objects operasyonu, tam da Business Objects SAP entegrasyonu yeteneğini güçlendirdiği bir zamanda geldi. Bu açıdan da bu hareket SAP tarafında adresini bulan doğru bir yatırım oldu.

Ülkemizde de dünyada da BI sektörü kriz dönemlerinden genellikle olumlu etkilenmiştir. Kriz ortamındaki kurumlar ayakta kalabilmek ve önlerini daha iyi görebilmek noktasında gelişmiş BI uygulamalarına daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu kriz döneminde ise, BI çözümlerinin bağımsız yapılarını kaybetmiş ve Kurumsal Bilgi Platformu sağlayıcıların çözüm yelpazelerine katılmış olmaları belli koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir. SAP gibi milyon dolarlık operasyonel platformlar sağlayan bir firma Business Objects’i hangi modelde pazarlamaya devam edecek?

  • Share/Bookmark

Google sonuçlarında kişiselleşme klasik SEO’nun sonu mu olacak?

Gökhan Toka tarafından January 21, 2009 tarihinde SEO konusunda yazıldı | View Comments

Google mühendisleri için son bir yıldaki en sıcak konu, arama sonuçlarında kişiselleşme sağlanması yoluyla kullanıcı deneyiminin güçlendirilmesi olmalı. Video araması, resim araması, harita araması gibi, arama deneyimini X ekseninde güçlendirecek seçenekleri arama motoruna dahil ettikten sonra, Google “dikey” anlamda arama deneyimini güçlendirecek “kişiselleştirme” olanağı üzerine eğilmiş gibi görünüyor.

Google bu projede şimdilik data toplama ve test aşamasında. İlk olarak “arama sonuç sayfalarında (SERP) kullanıcı tercihli sıralandırma” aracını arama motorloruna dahil ettiler. Google.com (com.tr’de henüz etkin değil) üzerinde bu yeni aracı kullanabilirsiniz. Bu araçla, arama sonuçlarında daha alt sıralarda gelen, ama sizin daha faydalı bulduğunuz bir web sayfasını sağındaki ok tuşuna (Promote) basarak arama sonuçlarında daha üst sıraya taşıyabiliyorsunuz. Aynı şekilde faydasız bulduğunuz bir sonucu da “Remove” (kaldır) tuşuna basıp arama listesinden tamamen kaldırabilirsiniz.

Example SERP

Masum ve biraz da kullanışsız bir kişiselleştirme olanağı sunan bu araç ciddiye alınmalı mı? Bu araç klasik SEO’nun sonunun göründüğüne dair bir işaret mi? Bu aracın anlamı ne?

Bir kere ikinci SERP sayfasını çevirdiğinizde bu aracın olmadığını göreceksiniz. Bu araç sadece ilk SERP’deki sonuçlar için kullanılabiliyor.

Arama motoru kullanıcılarının ortalama %85′i ilk SERP sayfasındaki sonuçlara tıklamaktadırlar. Ancak geri kalan %15′i diğer sayfalara geçme gereği duyar. (SEO’nun geleneksel önemi de zaten bu istatistikte barınmaktadır). Bu anlamda bu yeni araç kullanıcı tecrübesi açısından, istenen kapsamı büyük ölçüde sağlıyor diyebiliriz.

Kullanışsız oluşu ile ilgili eleştirilere de “Google’ın kullanım biçimleri nelerdir?” counter sorusuyla cevap verilebilir. Çünkü bildiğimiz bir gerçek var ki, Google artık sadece “bilinmeyen bilgi kaynaklarını araştırma” amacıyla, klasik “arama motoru” kalıp tanımı ile sınırlı olarak kullanılmıyor. Markalaşmasını tamamlamış, visitor loyalty’si çok yüksek olan siteler bile kullanıcılarının %85-%95′ini Google’dan almaya devam ediyorlar. Bunun anlamı şu: Google artık sadece bir arama motoru olarak değil bir açılış sayfası, bir gate, bir temel navigasyon aracı olarak kullanılmaktadır. Kullanıcıların çoğu www.gokhantoka.com sitesine gitmek için adres barına gokhantoka.com yazmak yerine, Google’da “Gökhan Toka” araması yapmayı tercih ediyorlar.

Bu durumda Google’da “Gökhan Toka” ifadesini arayan ve www.gokhantoka.com adresine gitmek isteyen kullanıcı, arama sonuçları sayfasında (SERP) www.gokhantoka.com sitesini ilk sırada göremiyorsa, işte bu yeni araç burada gerçek değerini bulacaktır.

Google’ın bu yeni aracının ardındaki akılsama da bence bu kullanım biçimi ile yakın alakalı.

Bu yeni aracın klasik SEO’nun sonuna işaret edip etmediği ile ilgili olarak da, bunu tartışmak için erken olduğunu düşünüyorum. Eğer onbin kullanıcı aynı anda gokhantoka.com sitesini “Gökhan Toka” araması sonucu erişilen SERP sayfasından “Remove” seçeneği ile kaldırırlarsa, Google için bu verinin anlamı gokhantoka.com sayfasının “Gökhan Toka” araması ile ilgisiz olduğu ve bu ilişkinin kırılarak bu arama sonucundan bütünüyle çıkarılması olabilir. Bu da klasik SEO’cular için ürkütücü bir durum.

Ama aslında sağduyulu biçimde düşündüğünüzde Google’ın bu araçla elde ettiği veriye aslında zaten ihtiyacının olmadığını fark edeceksiniz. Google bu aracın kullanım verilerinden bağımsız olarak, SERP sonuçlarındaki tıklama oranlarını veya bounce rate’i göz önüne alarak da arama sonuçlarını rahatlıkla optimize edebilir.

  • Share/Bookmark

Uzayda hayat, Türkiye’de CRM – 1

Gökhan Toka tarafından January 20, 2009 tarihinde Business Intelligence, CRM konusunda yazıldı | View Comments

Gün geçmiyor ki bankamdan buram buram CRM kokan yeni bir mesaj daha almayayım.

Kredi kartını iptal ettiğim söz konusu bankadan uzun bir süre “0″ liralık ekstereler aldıktan sonra (hem de posta kanalıyla, maliyeti düşünün), geçen hafta bankam yeni bir CRM uygulaması ile beni oldukça şaşırttı.

Yaklaşık 8 yıldır Internet şubesini kullandığım bankam beni Internet şubesini kullanmaya davet ediyordu. Üstelik Internet şubesinde yaptığım işlemleri doğrulamak için onay mesajı gönderdiği cep telefonuma mesaj göndererek.

Demek ki bankam boş durmuyor, çalışıyor, CRM yeteneğini ve zekasını güçlendiriyor. Bunun bir ileri aşaması herhalde bana “bankamızla çalışmak ister misiniz?” diye sormak olacaktır.

Çalıştığım banka öyle abur cubur bir banka değil, Türkiye’deki en büyük bankalardan, üstelik de bilişim altyapısının en iyi olduğunu bildiğim bankalardan biri. Öyleyse sorun ne? Bankam neden CRM yapamıyor? Bankam CRM yapamıyor ise risk modellemesini ve kredi derecelendirmesini yapmayı nasıl başarıyor?

Uzun süre sektörde BI danışmanı olarak çalıştığım ve gerek finans sektörü gerekse de diğer key sektörlerdeki pekçok lider firmaya BI & Data Mining danışmanı olarak girip çıktığım için şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu firmaların ellerinin altında başarılı bir CRM projesi yürütmek için ihtiyaç duyabilecekleri her türlü bilişsel altyapı ve analitik uygulama mevcuttur. Bu uygulamaları yönetebilecek ve kurgulayabilecek yetkin insan gücüne de fazlasıyla sahipler. Buradaki problem yatırımla ve altyapıyla ilgili değil, doğrudan doğruya yaklaşım ve anlayışla ilgili bir problemdir. Bu noktada yanlış anlaşılan ve şirketlerin de yanlış anladığı nokta budur: CRM bir teknik yeterlililk veya yetkinlik sorunu değil, bir yaklaşım ve anlayış meselesidir, bir felsefedir. Bu anlayış kurum içinde mevcut değilse, o kurumda yaratılmaya çalışılacak CRM uygulamaları çok büyük olaslıkla başarısız ve verimsiz kalacaktır. Tıpkı bankamda olduğu gibi.

CRM yaklaşımındaki düşünsel ve anlayışsal altyapı eksikliği sadece kurum kültüründeki noksanlıklarla da açıklanamaz. Bu anlayış eksikliğinin temeli kurum dışında, kurumu çevreleyen genel toplumsal kültürümüzde bile gözlenebilir. Malesef Türkiye, yönetim itibarıyla bir CRM ülkesi olmaktan çok uzaktır. En basitinden Türkiye, “vatandaş devlet içindir” şeklindeki tarihsel bir derinliği olan ümmet psikolojisini halen üzerinden atamamış ve “DEVLET VATANDAŞ İÇİNDİR” gerçeğini içinde bulunduğumuz 2009 yılında bile tam anlamıyla uygulamaya sokamamıştır.

  • Share/Bookmark