Boş vaktiniz varsa Drupal’le heba edin! Açık kaynak CMS çılgınlığında son nokta!
Çok sayıda blogum var. Aralarına sürekli yenilerini ekliyorum. Blog yazarlığına aktif olarak ilk kez adım attığım 2006′da açtığım ve Blogger’da tuttuğum birkaç blog hariç tüm bloglarım Wordpress altyapısını kullanıyor. Bunun böyle olması da bana göre Wordpress’in kolay kullanımı, dokümentasyonunun iyi olması, PHP ve CSS’in kolayca değiştirilebilmesi, çok sayıda - her amaca uygun - kolay uygulanabilir eklentisinin olması, kullanıcı desteğinin sağlam olması…
Geçtiğimiz aylarda, en iyi blog ödüllerine de aday olan bir blogun sahibinden bir mail aldım. Joomla’da tuttuğu blogunu benimkilerden birinin altında birleştirmek istiyordu. Buna karşılık blogumun platformunu Joomla’ya taşımamı istiyordu. Bu teklifi reddettim. Nedeni, tek bir site için Joomla öğrenmek ve bakım maliyetlerine katlanmak istemememdi. Joomla’nın kendi sitesinde bir admin demosunun olması ve bu demoyu kullanmış olmamın da bunda payı vardı tabi…
Wordpress’in belki de tek dezavantajı tasarım anlamında diğer açık kaynak CMS örneklerine göre biraz basit kalması. İşte bu yüzden, iyi bir tasarıma sahip olmasını istediğim bir web sitesi projem için, birkaç örneğini gördüğüm Drupal’i denemeye karar verdim. Uygulamanın demosu olmadığı için de kafadan FTPye yükleyip kurarak çalışmaya başladım… Aslında çalışmaya başlayamadım desem daha doğru olur, çünkü Drupal çalışmak isteyen insanları sevmiyordu
Uygulamanın admin modülündeki her component adeta birer küçük kabus gibiydi. Tam da hoşlanmadığım biçimde, her şey modüler, her şey oyuncak gibi, her şey sınırlandırıcı. Drupal, kullanıcıları üzerinde vaktiyle bir anket yapmış ve onların IQ seviylerini ölçmüş, buna göre de ortalama bir fonksiyonalite ve arayüz sağlamış gibiydi. Bunun dışına nasıl taşılacağı belli değildi. PHP kodunu ve CSS kodunu admin arayüzünden değiştirebilme olanağı yoktu. En basit işlemin nasıl yapılacağı (örnek: gönderiye bir resim eklemek!!!) belli değildi, yazı post etme arayüzü üzerinde bunu sağlayacak opsiyonlar yoktu. Dahası bu en basit işlemleri bile nasıl yapacağınızı araştırdığınızda web’den sonuç elde edemiyordunuz. Dokümentasyon seviyesi yerlerde geziyordu.
Ancak belki de en şaşırtıcı olan Drupal eklentileriydi. Ortalama bir CMS’den bekleyebileceğiniz en basit fonksiyonalite için bile bir eklenti yüklemeniz gerekiyordu. Bunu insan bir yere kadar kabul edebilir; ama eklentileri yükledikten sonra da fonksiyonaliteye ulaşılamamış olması çok şaşırtıcıydı. Internette bir Drupal eklentisinin nasıl yükleneceği ile ilgili tonlarca makale okunduktan, yönergelere aynen uyulup da yine de elde var sıfır olduktan sonra nihayet sağolsun, desteği Drupal kullanıcısı olan bir iş arkadaşımdan aldım. Meğer neymiş ! Eklentiyi yükleyip aktif hale getirdikten sonra, Drupal’e bu eklentiyi çalıştırmaya izin ver komutu vermek gerekiyormuş! Aman ne güzel! Demek ki Microsoft, şaşırtıcı sistemi Vista’yı tasarlarken Drupal’den çok ilham almış.
En son iki hafta uğraştıktan ve Drupal’de son derece basit sitemin tasarımını belli ölçüde yoluna soktuktan sonra, yeni bir eklenti yükleyip bir de bazı sayfaları diğerlerine redirect etmek istedim. Bu da iki haftalık emeğin puff diye söndüğü ve Drupal’in kendi kendini imha ettiği, her sayfanın baştan ayağa beyaza büründüğü bir sonsuz mutluluk atmosferi yarattı. Bu işlemi yapabilmek için de bir eklenti yüklemem gerekmişti ve o eklenti de kimbilir hangi diğer eklentiyle çakıştığı için site artık kullanılamıyordu.
Ne diyelim, sağlık olsun. Benim tavsiyem, kaybedecek gani gani vaktiniz varsa Drupal size istediğiniz atmosferi gani gani sağlayabilir. Hayata temiz bir sayfa açmak isteyen açık kaynak CMS tutkunlarına tavsiyem: Drupal (bir dur bir düşün öyle al)

Onur Serkan said,
İçerik yönetim sistemleriyle Joomla sayesinde tanışan, son iki yıldır da sitelerini Drupal kullanarak hazırlayan biriyim. Google’da Drupal ile ilgili alakasız bir arama yaparken denk geldiğim bu sayfada, konu hakkında bir-iki kelime de ben söylemek istiyorum.
Wordpress gibi bir sisteme alışmış bir kullanıcı için Drupal’in nasıl bir kabus haline geldiğini gülümseyerek okudum. Drupal’i tanımayan biri, sadece bu yazıyı okuyarak Drupal’den hayatı boyunca uzak durabilir
Öte yandan, içerik yönetim sistemleri piyasasındaki gelişmeleri takip eden biri ise, Drupal’in son üç yıldır “Yılın En İyi İçerik Yönetim Sistemi” seçildiğini, daha birkaç hafta önce açıklanan 2009 yılı ödüllerinde ikinci olan Wordpress’in önünde birinciliğe layık görüldüğünü bilecektir. Peki birçok ünlü müzisyenin resmi sitelerine, Yahoo, Nike, Ubuntu, FedEX, MTV, NASA gibi dünya çapındaki kuruluşların çeşitli projelerine hayat veren Drupal’in bir kullanıcının gözünde bu kadar kötü bir izlenim bırakmasına sebep olan şey nedir? İhtimalleri sırayla inceleyelim:
1. Drupal gerçekten de işe yaramaz bir sistem olabilir mi? Düşük bir ihtimal.
- Cmswire’ın 2009 yılı açık kaynak içerik yönetim sistemleri pazar araştırmasına göre (http://www.cmswire.com/downloads/cms-market-share/), Drupal, Joomla ve Wordpress ile birlikte diğer sistemlerden açık ara önde en çok tanınan sistemler arasında yer alıyor ve memnuniyet sıralamasında Wordpress’in hemen ardından 2. sırada geliyor.
- Drupal.org’da kayıtlı 250bine yakın Drupal tabanlı site, 400bine yakın üye var. Bu ciddi bir kullanıcı kitlesi demek (tamamı memnun olmasa bile).
- Daha öncede söylediğim gibi, bu pazarla ilgili verilen ödüllerde Drupal’in diğer sistemlere göre tartışmasız bir üstünlüğü söz konusu.
- Drupal, benim babamın yazdığı bir sistem değil; eğer Drupal ile istediklerimi yapamasaydım ya da Drupal’in tercihlerine/yöntemlerine anlam veremeseydim, Drupal’i kullanmaya devam etmeyeceğim gibi üstüne üstlük kalkıp bir de insanlara Drupal’i tanıtmaya çalışmaz ve drupal destek sitesi açmazdım. Ticari herhangi bir çıkarımın olmadığını da belirtmeliyim.
2. Yazarın bilgi ve tecrübesi yetersiz olabilir mi? O da pek olası değil gibi.
- 2006 yılında beri blog yazarlığı yapıyor, birçok blogu var.
- Wordpress kullanmayı biliyor.
- Php ve css’ten az ya da çok anlıyor.
Peki hem araç hem de kullanıcı belirli bir seviyedeyken, nasıl oluyor da buradaki gibi olumsuz bir sonuç ortaya çıkabiliyor. Cevap basit: YANLIŞ BEKLENTİLER.
Drupal ile çalışmak, odalarınızı hazır takımlar satan bir mobilyacı yerine IKEA’dan döşemeye benzer. İstediğiniz sistemi, özellikle de ek özellikleri olacaksa, 5-10 dakikada kurup ayarlarını yapıp hazır hale getiremezsiniz.
Drupal’i kurduğunuzda, içi boş, eşyasız bir ev sahibi olursunuz. Sıra evi döşemeye gelmiştir ancak hazır oda setleri bekliyorsanız hayal kırıklığına uğramanız muhtemeldir. Komple yemek odası takımını geçtim, bir masa, 4 sandalye istiyorsanız bunları bile çoğunlukla bütün halde bulamazsınız. Ahşap parçaları, matkabınızı ve vidalarınızı alır, sandalyelerinizi de masanızı da kendiniz birleştirirsiniz.
Bu “birleştirme” olayının esprisi size müthiş bir esneklik sağlamasıdır. Aynı araç gereci, farklı parçalarla tekrar tekrar kullanır ve yeni şeyler üretebilirsiniz. Bugün Drupal dünya çapında kuruluşların projelerine hayat veriyorsa, bunu büyük ölçüde, esnekliğine borçludur. Diğer bir deyişle, Drupal’i kullanan kişiler çoğunlukla sunduğu bu esneklikten faydalanmak için kullanırlar. Eğer bir kullanıcı için sistemin esnekliği en önemli unsur değilse, bu durumda, Drupal, o kişi için en uygun seçenek olmayabilir.
Uzun lafın kısası;
- kısa süre içinde,
- hazır bir tema kullanarak,
- görselliği üst düzeyde bir blog sitesi hedefliyorsanız
DRUPAL yerine Wordpress gibi alternatiflere yönelmeniz yazarın yaşadığı kabusların benzerlerini yaşamamanız açısından yerinde olacaktır.
- yeterli zamanınız varsa,
- diğer sistemler tüm ihtiyaçlarınızı karşılamıyorsa,
- çok fazla koda bulaşmadan mümkün olan en fazla esnekliği elde etmek istiyorsanız,
- hazırına para ödemek yerine parçaları birleştirerek bedavaya getirmek istiyorsanız (tüm eklentiler ücretsizdir),
DRUPAL içerik yönetim sistemi sizin için muhtemelen en iyi tercih olacaktır.
Yorum Bırakın