Ajanslardan bir haber: “Irak borsası açıldı”… İyi de zaten açık değil miydi???

Gökhan Toka tarafından April 30, 2009 tarihinde Uncategorized konusunda yazıldı | View Comments

Geçen hafta izlediğim bir haberle Irak’daki Bağdat borsasının nihayet açıldığını ve işlemlere başladığını öğrendim. Oysa ki o borsa hep açıktı. Avrupa, Amerika borsaları ve IMKB günlük verileri ile birlikte ve hemen aynı duygusuzlukta izlediğimiz verilerdir Irak’dan gelen veriler: “Bugün Dow Jones 80 puan yükseldi…. Bugün IMKB 80 puan düştü…. Bugün Bağdat’daki intihar saldırısında 80 kişi öldü….”

Bir patlama olduğunu ve İstanbul’da 80 kişinin bir günde, bir anda öldüğünü düşünün. Yıllar önce yaşadığımız ve halen unutamadığımız, İstanbul’daki trajik bombalama eylemleri gibi. Ya da bu olayın New York’da veya Londra’da olduğunu düşünün. Ertesi gün aynı yerde tekrar olduğunu düşünün. Ve sonraki gün, sonraki gün, daha sonraki gün?? Bu olayın, bu dehşetin, hergün yaşandığını düşünün…

Borsayla ilgilenmeyen ortalama bir insan için borsanın gün içinde 80 puan düşmesi ne kadar önemli bir haberse, Irak’da o gün 80 insanın ölmüş olması da Irak’da yaşamayan insanlar için ne yazık ki o kadar önemli bir haber. Peki Irak borsasında ne olup bittiği ne kadar önemli bir haber olacak?

Dünya giderek daha parametrik, giderek akılsamadan yoksun bir pozisyon alıyor. Global bağlamda içinde bulunduğumuz kriz de bence daha çok insanlığın sağduyusunu, akılsama gücünü yitirmesi, parametrikleşmesi üzerine dayanan, kültürel bir kriz ve bu anlamda önceki krizlerden oldukça farklı. Bu krizin sonu gelmeyecek. Çünkü bu artık bizim varoluş biçimimizdir.

Meraklısına: TED: The Ideas Worth Spreading

Ve TED’den bir sunum: Why We Stopped Being Wise?

  • Share/Bookmark

İzocam’dan yaratıcı kampanya: Fatura Avcısı!

Gökhan Toka tarafından April 22, 2009 tarihinde Internet Marketing konusunda yazıldı | View Comments

İzocam’ın yeni Online Marketing kampanyası oldukça başarılı olacağa benzer: Unutulmaz Doğalgaz Faturaları!

15 Nisan – 15 Mayıs tarihleri arasında bu kampanyaya katılabilirsiniz. Yapacağınız şey, geçen yıl yapılan muazzam zamlar sonucunda birer Küçük Kıyamete dönüşen doğalgaz faturalarınız içinden, temsil gücü yüksek olduğunu düşündüğünüz bir tanesini yarışmaya sokmak. İzocam en yüksek faturaya bir laptop, takip eden beş rakibine de ücretsiz yalıtım veriyor.

Ayrıca sitede DOS formatlı bir de eğlenceli fatura avcısı oyun modülü var!

IZOCAM Campaign

  • Share/Bookmark

Ya Twitter = Hype? …Ya da “Facebook bizi bitirdi” diyen Social Networking girişimcileri yalan söylüyor?

Gökhan Toka tarafından April 21, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | View Comments

Twitter

Bir blog platformu düşünün. Adı Twitter olsun. Köşesinde kuş tünemiş olsun. Yazabileceğiniz maksimum blog yazısı uzunluğu Blogger ve Wordpress gibi platformların aksine sınırlandırılmış olsun. Bu sınır da maksimum 140 karakter olsun.

Bir batımda yazabilecek sadece 140 karakteriniz olsa ne yazardınız? İnsanlara ne duyurmak isterdiniz? Herhalde o anda ne yapmakta olduğunuzu… Anlık durumunuzu…

“Anlık durum bildirisi” Facebook’da da gayet net biçimde belirtebildiğiniz birşey. Facebook’un tasarım değişikliği de anlık durumunuzu iyiden iyiye arkadaşlarınızın gözüne gözüne sokmanıza ortam sağladı. Hatta Facebook’u sırf bu amaçla kullanan kişiler bile var. (Bu “anlık durum bildirimi” ne çok yapılmak istenen birşeymiş yahu! Sanki herkes birer anonim şirket, herkes borsaya açılmış, herkesin arkadaşı birer shareholder, herkes meraktan yanıp tutuşuyor, herkese faaliyetler hakkında anlık bilgi verme zorunluluğu var… İlginç :) )

Twitter’ın oldukça başarılı olduğu, Google’ın bile peşinde olduğu düşünüldüğünde Facebook’a trafik kaybetmekten yana şikayetçi Sosyal Network ağı girişimcilerinin argümanları biraz zedeleniyor. Facebook’la fonksyionalite anlamında birebir örtüşen ağların trafik kaybetmesi doğal olabilir. Ancak fonksiyonalite anlamında sivrilen, Facebook’la karşılaştırıldığında daha vertical vektörlerde fonkisyonlara sahip olabilen özellikle Business Network platformu gibi sitelerin demek ki esas amaçlarını yeterince yerine getirmedikleri sonucuna ulaşabiliriz. Ya da bu esas amaçlarını yansıtmakta yeterince başarılı olmadıkları. Bu tür siteler en fazla, “gerçekte sahip olmamaları gereken” bir trafiği kaybetmişlerdir. Facebook’dan yana şikayetçi Sosyal Ağ sitelerinin bu durumda yapabilecekleri en uygun hareket, Twitter örneğinden hareketle, kendilerini Facebook’un fonksiyon alanından uzaklaştıracak daha dikey fonkisyonlarını ön plana çıkararak bunlar üzerinde yoğunlaşmaları olabilir.

  • Share/Bookmark

Neden herkes Internet pazarlamasında başarılı olamaz? The Real Milli Vanilli Effect :)

Gökhan Toka tarafından April 20, 2009 tarihinde Internet Marketing konusunda yazıldı | View Comments

Yaşı küçük olanlar büyük olasılıkla hatırtlamayacaklardır. Ancak özellikle 80 öncesi doğumlular için hafızalarında mutlaka yer etmiş, müzik endüstrisinden gelip geçmiş, unutulmaz bir “Milli Vanilli” vakası vardır.

İki adet karayağız, son derece prezentabl delikanlıdan mütevelli, Alman originli bir grup olan Milli Vanilli, 1980′lerin sonunda pop müzik piyasasını adeta domine ederler. İlk albümleri ile Amerika’da tam 6 tane platin plak ödülü, bir de en iyi yeni çıkış dalında Grammy ödülü alırlar. Yakışıklı, sırım gibi, artist klonu, çukulata sesli ikilinin önlenemez yükselişi, birkaç yıl sonra yaptıkları şu açıklama sonrasında önlenemez bir düşüş ve trajedi öyküsüne dönüşür: “Üzgünüz…. ama şarkıları biz söylemiyorduk. Biz sadece playback yaptık. Bu bir pazarlama kampanyasıydı…”

Verilen ödüller geri alınır. Grup ve bu olay unutulur. Hatta içlerinden biri trajik biçimde uyuşturucu batağında ölür. Bu süreçte birsürü irili ufaklı ve tamamı na-prezantabl kişilik, “biz gerçek Milli Vanilliyiz” diyerek müzik endüstrisini işgal eder. Ancak hiçbiri başarılı olamaz.

Popüler müzik endüstrisi bu olayı her zaman için istenmeyen ve nahoş bir sahtekarlık öyküsü olarak hatırladı. Hemen herkes bu olayı bu şekilde hatırladı. Ancak bana göre bu bir sahtekarlık değildi. Grubun prodüktörlüğünü yapan, Milli Vanilli’nin arkasındaki beyin olan Alman yapımcı Frank Farian bunu bir konvensiyonel pazarlama projesi olarak tasarlamıştı. Farian önce şarkıları gerçekten üreten ve seslendiren ekibi, yani yeteneği keşfetmiş, ancak bu grubun pazarlanamaz nitelikte olduğunu da hemen anlamıştı. Bu nedenle popüler müzik tüketim kültürünün talep ettiği bir başarı kriteri olan prezentasyon gücünü de, bu iki karayağız delikanlıyı sahneye sürerek sağladı. Üstelik hiçbir zaman şarkıları görünen ikilinin söylediği de belirtilmedi. Albümün ulaştığı satış rakamları, aldığı sayısız ödüller, dünya çapında topladığı takdir göz önüne alındığında:

1. Bu pazarlama kampanyası çok başarılıdır
2. Bu albüm müzikalite açısından başarılıdır

Ödüllerin sonradan geri alınması etik açıdan elbette ki doğru bir hareket olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ödülleri verenlerin samimiyetsizliği de söz konusu. Çünkü ödüller kim ne derse desin yukarıdaki iki alandaki başarıyı da aynı anda değerlendirmektedir. Sonuçta ise Milli Vanilli projesi söz konusu olduğunda, yukarıdaki 1 ve 2 nolu çıkarımlar değişmemektedir. Konvansiyonel pazarlamada neyi ne kalitede sunduğunuz yeterince önemli değildir. Bunu nasıl sunduğunuz çok daha önemlidir. Bu durumda da konvansiyonel pazarlama yöntemleri üzerinde işleyen piyasalardaki başarı kriterleri, gerçekten başarıyı ölçmenin ötesinde, daha soyut boyutlara sahiptir. Kocaman gülüşünüz, güzel takım elbiseniz, mezun olduğunuz okullar, kısa eteğiniz, isminizin yanına eklediğiniz sertifika kısaltmaları, prezentasyonlarınızda kullandığınız fantastik renkler, uluslararası adı kalabalık firmalardaki adı zor telaffuz edilen pozisyonlardaki iş tecrübeleriniz, elinizi kolunuzu sallamanız, bağır çağır konuşmanız, katır gibi yüksek oktav kahkaha atmanız… Bunlar sizi konvansiyonel pazarlama kurallarının işlediği bir piyasada pazarlamanın kralı yapabilir.

Ama Internet pazarlaması söz konusu olduğunda, başarıyı elde edebilmek için çok daha başka birşeye ihtiyacınız var. Bu da gerçek anlamda başarıdır. Başarının kendisidir.

Internet, diğer mecraların aksine başarının çok daha somut biçimde ölçülebildiği bir dünyadır. Internette başarı kriterleri kantatiftir. Site istatistikleriniz her şeyi ortaya koyar. Siz isterseniz dev bir grubun milyon dolarlar yatırım yaptığı bir Web projesinin Internet pazarlamasını yürütüyor olun, boyun eğeceğiniz rakibiniz cüzzi rakamlarla projesini döndüren genç ve zeki, lise mezunu bir Internet girişimcisi olabilir. Internetin belki de en büyük gücü, başarıyı ürün ve hizmetin gerçek kalitesiyle ölçebilme noktasındaki yankıdan arındırılmış saf yoğunluğunda saklı.

Example SERP

  • Share/Bookmark

O gün sonunda geldi! Google yasaklanıyor. Elveda Google! Elveda Internet! (Biz zaten farklı dünyaların insanlarıydık…)

Gökhan Toka tarafından April 13, 2009 tarihinde Internet konusunda yazıldı | View Comments

Geçen yıl başka bir blogumda Google’a erişimin yakında yasaklanabileceğini belirtmiş, buna da gerekçe olarak Google’ın altındaki “Videos” subdomaininin dileyenin istediği videoyu yükleyebildiği bir ortam olmasını göstermiştim. Hemen aynı mantıkla işlediği halde 15 ayı aşkın bir süredir kapalı olan “Youtube” gerçeği referans alındığında Google’ın tamamen aynı sebeple erişime kapatılması bana göre sürpriz olmayacaktı.

Hemen arkasından bir ikinci yazı yazmış ve bu kez dalga geçerek Google’ın zaten mevcut zihniyetle kapanması gerektiğini söylemişim:


nacizane öneri: google yasaklansın

yüce yargı sistemimize sorunun kaynağını işaret edicem şimdi: aç kulağını yüce yargı sistemi, aç da tikkatle dinle beni. bak şimdi birader… bunlarla teker teker uğraşma, sonu yok bunun. yok youtube du yok blogspot du yok wordpress di… birini kapatsan başka biri açılr yerine. bunlar sadece piyon. yılanın başını ezmek lazım. kafadan yasaklamak lazım. bunlarla vaktini harcama boşa. ben geçenlerde problemin kaynağını tespit ettim abicim.. bak şimdi. geçen google diye bi siteye girdim. orda bi kutu vardı. o kutuya af buyur porno yazdım, hors fak yazdım, beli densır yazdım… yazdım oğlu yazdım. ne yazdıysam aynen karşımda… yasaklayalım bu google ı bak. her şey bu kutunun altından çıkıyor.

Tarih: 10 Kasım 2008

En son yaşanan gelişmeler bu ülkede her an herşeyin olabileceğini ve artık “komik” veya “abartı” olarak nitelenebilecek algı sınırlarının tamamen eriyip ortadan kalktığını gösteriyor. (Tıpkı ülkemizdeki “ilerici” ve “gerici” yaftalarının yapıştırıldığı kitlelerin aralarındaki sözüm ona sınırların eriyip birbirine karışması gibi) Zira geçtiğimiz hafta Atatürkçü Düşünce Derneği Google aleyhinde bir kapatma davası açtı. Gerekçesi de Google’da “Atatürk” kelimesi arandığında Atatürk’e hakaret içeren uygunsuz sonuçların da dönüyor olmasıydı.

Bu durum karşısında söylenecek söz kalmıyor. Bir arama motoru, sırf arama motoru olduğu için kapatılmak isteniyorsa bu durumda sadece Google değil, tüm arama motorları aynı sebeple kapatılabilir. Bir sonraki aşama ise Internet’in kapatılması olur. Internete bu mantıkla bakıldığıı sürece bu ülkeye yakışabilecek tek gerçek çözüm Internet’in bütünüyle yasaklanmasıdır. Buyrun aynı gün yazdığım bir başka “komik!” yazı:

nacizane öneri: türk telekom yasaklansın, yöneticileri tutuklansın, zindanlarda çürüsün

hey yüce yargı… aslında düşündüm de… bence türk telekomu yasaklayalım. asıl yılanın başı o çünkü. hayır diyelim ki google ı yasakladık. yarın öbürsü gün onun yerine başka mğünasebetsiz arama kutucukları çıkıcak. bunun yahoo su var, msn sörçü var, live ı var otu var botu var. biz iyisi mi türk telekomu yasaklayalım. internete minternete girmeyelim komple. zaten türk telekoma gıcık oluyodum, şimdi böyle bunu da düşününce iyice kıl kaptım. bu internet denen müsübete bizi onlar bulaştırıyo, amaan amaaannnn uzak olsunlar yüce milletimizden. zaten yasaklama sistemimiz sadece türklere yasaklama metoduna dayanmıyor mu? yani tüm dünya yasakladığın siteye giriyo bi türkler giremiyor. iyi işte: interneti komple yasaklamak çok yüce olmana rağmen senin için bile zor olabilir; bu durumda en iyisi türkleri internete almamak. orda gavurlar ondan sonra istedikleri gibi atamıza küfretsinler, türklükle alay etsinler: biz türkler bunları görmedikten sonra bir problem yok. hey yaşasın be: ne süper, ne gamsız tasasız bi yasaklama metodu bu. bana felsefeye giriş dersindeki: “ormanda bir ağaç devrilse ama kimse o ağacın devrildiğini görmese duymasa o ağaç gerçekten devrilmiş midir?” biçimindeki kek soruyu hatırlatıyor. demek ki türk yargı sistemine göre o ağaç devrilmiyor. vay be… şu türk telekomu bi yasakla önce de sonra felsefe derslerine de müdahale isticem senden

Tarih: 10 Kasım 2008

  • Share/Bookmark